[fusion_builder_container hundred_percent=”yes” overflow=”visible” flex_column_spacing=”0px” type=”flex”][fusion_builder_row][fusion_builder_column type=”1_1″ layout=”1_1″ background_position=”left top” background_color=”” border_color=”” border_style=”solid” spacing=”yes” background_image=”” background_repeat=”no-repeat” padding_top=”” padding_right=”” padding_bottom=”” padding_left=”” margin_top=”0px” margin_bottom=”0px” class=”” id=”” animation_type=”” animation_speed=”0.3″ animation_direction=”left” hide_on_mobile=”no” center_content=”no” min_height=”none” align_self=”flex-start” first=”true” last=”true” content_layout=”block” hover_type=”none” link=”” border_position=”all” type=”1_1″][fusion_text columns=”” column_min_width=”” column_spacing=”” rule_style=”default” rule_size=”” rule_color=”” content_alignment_medium=”” content_alignment_small=”” content_alignment=”” hide_on_mobile=”small-visibility,medium-visibility,large-visibility” sticky_display=”normal,sticky” class=”” id=”” font_size=”” fusion_font_family_text_font=”” fusion_font_variant_text_font=”” line_height=”” letter_spacing=”” text_color=”” animation_type=”” animation_direction=”left” animation_speed=”0.3″ animation_offset=””]
İdam gelmeli mi yoksa gelmemeli mi tartışması son zamanlarda gündemden inmeyen bir konu. Eğer ‘idam kesinlikle gelmeli’ diye düşünüyorsanız bu yazıyı mutlaka okuyup ardından düşüncenizi tekrardan gözden geçirmenizi tavsiye ederim.
Burada kısaca idamın tarihçesine ve dünyadaki mevcut durumuna değinecek olursak; Türkiye’nin 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında idam cezası yer almaktaydı. Bu ülke, korkunç ve kan dondurucu nice idamlar gördü. Ancak, 1984 tarihi itibariyle bu ceza uygulanmadı, bir nevi fiili olarak askıya alındı. 2003 yılında AB’ye üyelik müzakereleri gereği, AİHS’in 6 ve 13 No’lu protokollerinin imzalanmasıyla idam cezası kaldırıldı ve 2005 tarihli son TCK ile artık kanunlarımızda yer almıyor.
Öncelikle idam cezası uygulanan ABD ve Hindistan gibi ülkelerde idamın caydırıcı bir özellik taşıdığını ya da idam sayesinde suç oranlarında azalma olduğunu düşünüyorsanız kesinlikle yanılıyorsunuz.
Kaldı ki yapılan araştırmalar neticesinde, örneğin ABD’de idam cezası uygulanan eyaletlerde, uygulanmayan eyaletlere göre suç oranının daha fazla olduğu ve yıllar içinde arttığı görülüyor ya da bilindiği üzere Hindistan’da cinsel saldırı vakaları çok fazla ve burada idam cezası uygulanmakta fakat 2016 yılının rakamlarına göre Hindistan’da halen “günde” 100 kadın cinsel saldırıya uğruyor. Bu durum, idamın caydırıcı olmadığının bence en önemli kanıtlarından biri.
Bir güneşli sabaha bu canım ülkemizde vahşice öldürülen ya da tecavüze uğrayan çocukların haberleriyle uyandığımızda burada bahsettiklerim pek de aklınıza gelmez, kadın hakları savunucusu olarak ben de nefret duyuyorum ve inanılmaz derecede öfkeleniyorum. Bir hukukçu olarak düşünmek zorunda olduğumuz şeyse idamın bu tarz durumlar için kesin çözüm olup olmadığıdır. İdam kesin çözüm olsaydı, idamın şu an uygulanan ülkelerde caydırıcı bir nitelik taşıması gerekirdi. Bununla birlikte, şöyle de düşünmek lazım; idam cezası öngören suçları işleyen suçlular, her şeyi göze almış suçlular olabilir. Ölüm, onlar için bir nevi kurtuluş da olabilir. Bu durum onları daha çok suç işlemeye teşvik bile edebilir. Hal böyle iken, idamın bu bakımdan da caydırıcı olması mümkün olmadığı gibi, suçu artırıcı dahi olabilir. ABD ve Hindistan gibi ülkelerde bunun ne yazık ki çok fazla örneğini görmekteyiz.
Osmanlı’daki ‘idam’ müessesesi hakkında da vatandaşlarımızın kulaktan dolma bildiği çoğu şeyin yanlış olduğunu üzülerek burada belirtmek zorundayım. Benzer ve çağdaşları gibi Osmanlı’da da tek bir adamın her konuda sorgusuz ve sualsiz söz sahibi olması mümkün değildi ve hiçbir devirde böyle olmamıştır. Dolayısıyla Osmanlı vatandaşlarının canı veya kaderi padişahın iki dudağı arasında değildi! Kadıların başkanlık ettiği davalarda İslam hukuku geçerliydi fakat yaygın inanışın aksine, her suçlunun bir uzvu kesilmiyor veya anında idam kararı verilmiyordu. Toplumsal suçlara ilişkin davaları bölgeye atanan kadılar yönetiyordu. Osmanlı mahkemelerinde bolca şahit bulunur ve adaleti tayin için bilirkişilerden faydalanılırdı. Siyasi suçları bir yana koyarsak, normal vatandaşlar için idam cezasının verilişi kolay değildi. Suçun gerektiği bütün şartların ve delillerin kesinlikle toplanması gerekiyordu.
En ufak bir tereddüt olursa dava tazir suçları kapsamına girer ve idam cezası verilmezdi. Hırsızlık için de aynı şey geçerliydi. Suçun mahiyeti göz önünde bulunduruluyordu. Söz gelimi açlık ve fakirlikten sefil düşmüş birisi ekmek çalarsa tabii olarak eli kesilmiyordu. Çalınan parçanın değeri düşükse para cezası verilebilirdi. Davanın salahiyeti, bugün de olduğu gibi, kadının tecrübesine ve olayları analiz etme kabiliyetine bağlıydı. Herkesin padişah emriyle kolayca idam edilebileceği kanaatini bizde uyandıran, çoğunlukla siyasi cezaları öğrenip bunu genel zannetmemizdir.
”Siyaseten katl” adlı yetki sayesinde padişahlar ölüm cezası verebiliyordu. Fakat bu normal ahali için geçerli değildi.
Nerede o eski Osmanlıcılık anlayışı diye düşünenlere ithafen bu detayları da burada paylaşmak istedim. Osmanlı’da hiçbir zaman normal bir vatandaş için ağır bir ceza olsa bile idam öncelikle düşünülmezdi ve bütün deliller toplanmadan gerekli araştırmalar yapılmadan sadece şüphe ile Osmanlı vatandaşları hakkında hüküm kurulmazdı ancak günümüz Türkiye’sinde hepimiz biliyoruz ki bu adaleti berrak bir şekilde temin edebilmek pek de mümkün değil, haksız yere cezaevinde yatan binlerce hükümlü var, adaleti sağlamak için çalışan bir çok insan var olmasına rağmen adalet sistemindeki pürüzler maalesef yok edilemiyor. Bunun içindir ki idamın en azından bizim ülkemiz için çözüm olmadığını defaatle ile dile getiriyorum. Çözümü sorunun kökünde aramak gerekir. İdamın adalet sistemine güvenini arttırmayacağını aksine azaltacağını düşünenlerdenim. Türkiye’de şuan yüzlerce haksız tutuklama yapılıyor siz sanıyor musunuz ki idam yasalarımıza dahil olduğunda haksız yere idamlar olmayacak… İdam cezasını en çok eleştirilen yönlerinden birisi de, masum insanların yargı hatasıyla öldürülmesi… Masum insanlar ipe götürüldüğünde bunun günahını hiçbirimiz ödeyemeyiz.
İdam cezası aynı zamanda teröristleri kahramanlaştıracak. Siyasi suçlarla ve terörizmle mücadele eden güvenlik güçleri, idam cezasının beklenenin aksine ters etki doğurabileceğine vurgu yapıyor. İdam edilen militanların, örgütler tarafından ‘kahraman’ ilan edilebileceğine dikkat çekiliyor. Öte yanda, insan ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi organize suçlarla mücadelede, idamın pozitif bir etkisi olduğuna dair bir kanıt gösterilemiyor. Terör uzmanları, bu suçlara yönelik daha kapsamlı ve etkili mücadele araçları bulunmasının daha faydalı olacağını düşünüyor.
İdam cezası suçlular için asla caydırıcı olmayacak çünkü suçlu fail cezayı değil yakalanmamayı düşünüyor. Fail cezadan korktuğu için değil yakalanmayacağına inandığı için de suçu işliyor.
İdam cezasının caydırıcı olabileceğini varsaymak, kişinin suçu işlemeden önce rasyonel düşündüğünü kabul etmek anlamına geliyor. Ancak ağır mahkûmlar ifadelerinde suç öncesi ve esnasında, eylemlerinin sonucu düşünmediklerini ifade ediyor. Bu durumda müebbet hapis cezaları gibi ağır hükümlerin de en az idam kadar caydırıcı bir etkisinin olması gerekirdi. Cinayet gibi ağır suçların büyük bir kısmı öfke gibi şiddetli duygularla işlendiği biliniyor, ayrıca alkol ve buna benzer maddelerin etkisi altında olan suçluların rasyonel düşünmelerini engelliyor. Öte yandan AİHS raporu, suçluların eylemlerinin sonuçlarından çok, yakalanmamayı düşündüklerinin altını çiziyor. Bu bağlamda suçlular için caydırıcı olan birinci etkenin, cezanın ağırlığından çok yakalanma ihtimali olduğu öne çıkıyor. Bazı kriminal eylemlerin faili meçhul kalması kişileri suça karşı daha da cesaretlendiriyor.
Bu sebepledir ki idam asla çözüm olmayacak…
Saygılarımla.
[/fusion_text][/fusion_builder_column][/fusion_builder_row][/fusion_builder_container]




